Casa Botter︱Sevgilerle, Bedri Rahmi Eyüboğlu
28.01.2026 - 29.03.2026
Ressam, yazar ve şair Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun, döneminin önde gelen kültür-sanat insanları ve aile dostlarıyla gerçekleştirdiği yazışmalara ait zarf koleksiyonundan oluşan “Sevgilerle, Bedri Rahmi Eyüboğlu” başlıklı sergi, 29 Mart’a kadar Casa Botter’de ziyaret edilebiliyor. İBB Kültür ve İBB Miras’ın katkılarıyla hazırlanan sergide; Fikret Mualla’nın Bedri Rahmi’ye gönderdiği bir mektup ile Eyüboğlu’nun Nâzım Hikmet için kaleme aldığı ve “Yiğidim Aslanım” adıyla bilinen “Zindanı Taştan Oyarlar” şiirinin el yazması gibi özel belgeler öne çıkan eserler arasında yer alıyor.
Sergideki zarflar, yalnızca tarihî birer yazışma objesi olarak değil, aynı zamanda sanatçının görsel evrenini yansıtan küçük yüzeyler olarak dikkat çekiyor. Soyut ve soyutlamaya yaklaşan kompozisyonlar, yinelenen formlar, otoportre siluetleri ve balık imgeleri; Amerika yıllarında kullandığı kum ve farklı malzemelerle elde ettiği dokularla birlikte, geleneksel motiflerle harmanlanarak Bedri Rahmi’nin özgün sanat dilini gözler önüne seriyor.
/blog/152/552cd3c89e44499f.png)
PICASSO | RESSAM VE MODEL
Naomi Campbell'ın Yansımaları
14.02.2026 - 15.03.2026
Tarmak22, Nahmad Contemporary iş birliğiyle hazırlanan PICASSO | RESSAM VE MODEL sergisini 14 Şubat – 15 Mart 2026 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşturuyor. Sunum, Pablo Picasso’nun 1963 – 1965 yılları arasında ürettiği ve geç döneminin en önemli dizilerinden biri kabul edilen Le Peintre et son modèle (Ressam ve Modeli) serisinden seçilen on dört tabloyu bir araya getiriyor.
Bu dönemde eşi Jacqueline Roque ile birlikte son ikametgâhı olan Mougins'teki Notre-Dame-de-Vie'de yaşayan Picasso, içe dönüşünü ve yaratıcı özgürlüğünü görünür kılar. Serinin merkezinde tekrar eden sahne nettir: şövalesi başında bir ressam ve karşısında poz veren çıplak bir model. Bu motif üzerinden sanatçı; algı, arzu, temsil ve güç ilişkileri ekseninde sanatçı-model dinamiğini sorgular. Canlı renkler ve sadeleşmiş formlar, 1960’ların soyut eğilimlerine karşın figüratif anlatımı bilinçli biçimde öne çıkarır.
Sergi, kültürel bir ikon olarak Naomi Campbell’ın yorum ve yansımalarıyla çağdaş bir katman kazanıyor. Campbell, görünürlük ve kırılganlık, kontrol ve yazarlık, bakış ve temsil arasındaki gerilimleri bugünün perspektifinden yeniden düşünmeye davet ediyor.
Daha önce Centre Pompidou, Fondation Beyeler, Museo Reina Sofia ve Solomon R. Guggenheim Museum gibi önemli kurumlarda sergilenen eser grubunun seçkin örneklerini bir araya getiren bu sunum, Picasso’nun geç dönem üretimine odaklanırken aynı zamanda bakışın ve temsiliyetin doğasına dair zamansız bir tartışma alanı açıyor.
/blog/152/83e815093aca0b24.jpg)
Pera Müzesi | Osman Hamdi Bey | Sanal Gerçeklik Deneyimi
Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu'ndan
Tanzimat Dönemi’nin yetiştirdiği en önemli Osmanlı aydınlarından biri olan Osman Hamdi Bey; resim, arkeoloji, müzecilik ve sanat eğitimi gibi kültür-sanat yaşamının farklı alanlarında, bir ömre sığdırılması güç denecek ölçüde zengin ve çok yönlü katkılar sunuyor.
Ardında bıraktığı miras, ölümünün üzerinden 100 yıl geçmiş olmasına rağmen sanatçıların ve bilim insanlarının çalışmalarında, kurumlarda ve müzecilik anlayışında yaşamaya devam ediyor. Osman Hamdi Bey, bugün hâlâ gündemde kalıyor, dikkat çekiyor ve hararetli tartışmaların odağında yer alıyor.
Pera Müzesi bünyesindeki Sevgi ve Erdoğan Gönül Galerisi’nde sanatçıya ayrılan özel bölüm; Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu’ndaki yapıtlar aracılığıyla, onun tutkuyla bağlı olduğu resim sanatıyla kurduğu ilişkinin farklı yönlerini izleyiciye sunuyor.
Ayrıca “Osman Hamdi Bey’in Dünyasına Yolculuk: Sanal Gerçeklik Deneyimi” başlıklı uygulama sayesinde ziyaretçiler, sanatçının tarihsel veriler doğrultusunda kurgulanan çalışma ortamını sanal gerçeklik teknolojisi aracılığıyla deneyimliyor; bunun yanı sıra “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosunun içinde etkileşimli bir gezintiye çıkarak yapıtı farklı bir perspektiften keşfediyor. Bu deneyim, sanatçının çok yönlü kişiliğini ve üretim dünyasını çağdaş bir anlatım diliyle yeniden ele alıyor.
/blog/152/fb6f3951810ec896.png)
İstanbul Modern | Panorama: Hayaller ve Yerler
19 Şubat – 18 Ekim 2026
İstanbul Modern, 19 Şubat–18 Ekim 2026 tarihleri arasında “Panorama: Hayaller ve Yerler” başlıklı sergiye ev sahipliği yapıyor. Müzenin 1. katındaki sergi salonlarında izleyiciyle buluşan proje, Türkiye’deki güncel fotoğraf ve mercek temelli sanata odaklanarak, 18 sanatçının 2010’lardan itibaren ürettiği yapıtlardan kapsamlı bir seçki sunuyor.
Sergi, sanatçıların küresel ölçekte artan baskı ve çalkantılara karşı düşsel manzaralar, alternatif görsel coğrafyalar ve hayal gücü üzerinden geliştirdikleri üretimlere odaklanıyor. Soyut topoğrafyalar, kurgusal portreler ve içsel mekânlar aracılığıyla şekillenen işler, bir kaçış alanı yaratmaktan çok, yeniden nefes alınabilecek düşünsel ve duygusal alanlar öneriyor.
Yerleştirmelerden hareketli görüntülere, yapay zekâ uygulamalarından arşivsel malzemelere uzanan geniş üretim yelpazesi, fotoğrafın yalnızca gerçekliği belgeleyen bir araç olmadığını; yeni mekânsal ve duygusal imgeler inşa edebilen bir ifade alanı sunduğunu vurguluyor. Sergi, izleyiciyi durmaya, sorgulamaya ve yeniden düşünmeye davet ediyor.
Serginin küratörlüğünü Çelenk Bafra ve Demet Yıldız Dinçer üstlenirken, küratöryel ekipte Selen Erkal ve Şevval Yürüten yer alıyor. Sergi kataloğunda ise İstanbul Modern Fotoğraf Danışma Kurulu üyeleri Refik Akyüz, Serdar Darendeliler ve Orhan Cem Çetin’in yanı sıra, Çelenk Bafra ve Demet Yıldız Dinçer’in yazıları bulunuyor.
Sergide yer alan sanatçılar: Larissa Araz, İlgen Arzık, Emre Baykal, Silva Bingaz, Hasan Deniz, Umut Erbaş, Cem Ersavcı, Ece Gökalp, Cemre Yeşil Gönenli, Ege Kanar, Zeynep Kayan, Metehan Özcan, Yusuf Sevinçli, İrem Sözen, Selim Süme, Kerem Uzel, Begüm Yamanlar ve Cansu Yıldıran.
/blog/152/b4e33a19ce6920ad.jpg)
/blog/152/1a21a73de77dd693.jpg)
Yellow. Van Gogh'un Renginin Ötesinde | Van Gogh Museum
13.02.2026 - 17.05.2026
Amsterdam’daki Van Gogh Museum, sarı rengin sanat tarihindeki çok katmanlı anlamlarını mercek altına alan “Yellow: Beyond Van Gogh’s Colour” başlıklı kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. Sergi, Vincent van Gogh’un sarıyla kurduğu güçlü ilişkiyi merkezine alırken, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında sarının sanat, edebiyat, moda, müzik ve hatta koku alanındaki yansımalarını disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alıyor.
Van Gogh ve “yüksek sarı nota”
Sergi, Van Gogh’un sarıyı yalnızca bir renk olarak değil, başlı başına bir ifade aracı olarak kullanışını inceliyor. Sanatçının özellikle Arles döneminde ürettiği eserlerde sarı, güneşin ışığı, yazın sıcaklığı ve yaşam enerjisiyle özdeşleşiyor.
Van Gogh’un 1889 tarihli Sunflowers (Ayçiçekleri) tablosunda, neredeyse bütünüyle sarıdan oluşan kompozisyonun cesur kullanımı dikkat çekiyor. Sanatçı, “yüksek sarı notayı” yakalamak için tüm imkânlarını seferber ettiğini yazmıştı.
Aynı şekilde Wheatfield (Buğday Tarlası) ve The Yellow House gibi yapıtlarında sarı ve mavinin karşıtlığıyla yoğun bir ifade gücü yaratıyor.
Güneş, modernlik ve cesaretin rengi
Sergi, sarının yalnızca doğayla değil, moderniteyle de kurduğu ilişkiyi ortaya koyuyor. 19. yüzyılın sonlarında sarı, “modern, cesur ve hatta dekadan” olanla özdeşleştiriliyordu.
Émile Zola gibi yazarların “sarı romanları”, dönemin bağımsız ve asi kadın figürleriyle birlikte anılıyor; İngiltere’de yayımlanan The Yellow Book dergisi ise “Yellow Nineties” olarak anılan kültürel dönemin simgesi hâline geliyor.
Bu bağlamda sarı; edebiyatta, moda tasarımında, afiş sanatında ve iç mekânlarda dönemin ruhunu temsil eden bir renge dönüşüyor.
Pigment devrimi ve renk teorisi
Sergi ayrıca 19. yüzyılda geliştirilen sentetik pigmentlerin sanat üretimini nasıl dönüştürdüğünü ele alıyor. Krom sarısı, kadmiyum sarısı ve Napoli sarısı gibi yeni pigmentler, sanatçılara daha parlak ve yoğun tonlar sunuyordu.
Van Gogh’un özellikle krom sarısını tercih ettiği, ancak bu pigmentin zamanla koyulaşabildiği belirtiliyor. Sergide ayrıca Michel-Eugène Chevreul’ün tamamlayıcı renk teorisinin sanatçılar üzerindeki etkisi de inceleniyor.
İlahi ve ruhsal bir sarı
1900’lere gelindiğinde sarı, yalnızca fiziksel ışığın değil, ruhsal ve sembolik anlamların da taşıyıcısı hâline geliyor. Bahar, Paskalya, yeniden doğuş ve ilahi ışık gibi kavramlarla ilişkilendirilen sarı, teozofi ve spiritüel düşüncelerle birlikte yeni bir boyut kazanıyor.
Wassily Kandinsky sarıyı “yeryüzüne ait, titreşimli ve aktif” bir renk olarak tanımlarken, Hilma af Klint gibi sanatçılar sarıyı ruhsal içgörünün işareti olarak kullanıyor.
Sarının kokusu ve sesi
“Yellow” sergisi, izleyici deneyimini yalnızca görsel düzeyde bırakmıyor. Fransa merkezli Robertet grubundan üç koku tasarımcısı, sarının farklı çağrışımlarını temsil eden üç özel koku geliştirdi. Ziyaretçiler, sarının hangi kokuyla daha iyi temsil edildiğine oy verebiliyor.
Ayrıca Amsterdam Konservatuvarı öğrencileri tarafından hazırlanan besteler, seçili eserlerle birlikte dinlenebiliyor. Böylece sarı, görme duyusunun ötesine geçerek işitsel ve duyusal bir deneyime dönüşüyor.
“Yellow: Beyond Van Gogh’s Colour”, sarının yalnızca Van Gogh’un ayçiçeklerinde parlayan bir ton olmadığını; moderniteyi, isyanı, ruhsallığı, teknolojik yeniliği ve duyusal deneyimi içinde barındıran çok katmanlı bir kültürel fenomen olduğunu ortaya koyuyor.
Sergi, rengi bir estetik unsur olmaktan çıkararak, tarihsel ve düşünsel bir yolculuğa dönüştürüyor.
/blog/152/a0ec2082d271e403.jpg)
/blog/152/c2c45eba53b0926a.jpg)
Flow of Paint = Flow of Life | Maria Lassnig, Edvard Munch
Hamburger Kunsthalle Müzesi
27.03.2026 - 30.08.2026
Maria Lassnig ile Edvard Munch, sanat tarihinin farklı dönemlerine ait iki güçlü figür olarak ilk kez kapsamlı bir çift sergide bir araya geliyor. Aralarında yarım yüzyılı aşkın bir zaman farkı bulunsa da, üretimlerinde dikkat çekici ortaklıklar göze çarpıyor. Avusturyalı Lassnig’in eserleri, henüz erken bir dönemde bir Alman müzesi tarafından koleksiyona dahil edilirken; Norveçli
Munch ise geniş bir resim ve kâğıt üzeri eser koleksiyonuyla uzun süredir müze tarihinin önemli bir parçası olarak temsil ediliyor.
Sergi, bu iki sanatçının yapıtlarını tematik bir kurgu içinde yan yana getirerek, aralarındaki düşünsel ve duygusal akrabalıkları görünür kılıyor. Her ikisi de rengi yalnızca estetik bir unsur olarak değil, iç dünyayı açığa çıkaran güçlü bir ifade aracı olarak kullanıyor. Keder, sevgi, yalnızlık, korku, sevinç ve acı; tuvallerde doğrudan ve çarpıcı bir biçimde karşılık buluyor. Bunun yanı sıra çoğu zaman fark edilmeyen bedensel duyumlar ve algı katmanları, resim aracılığıyla görünürlük kazanıyor ve kendine özgü imgeler ortaya çıkıyor.
Lassnig ve Munch için resim, teknik bir üretim sürecinden çok daha fazlasıydı. Her iki sanatçı da resmi, kendini ve dünyayı sorgulamanın bir yolu olarak ele aldı. Yapıtlarında hem içsel hem de dışsal durumlar, izleyici üzerinde doğrudan bir duygusal etki yaratacak biçimde aktarılıyor. Serginin alt başlığı olan “Malfluss = Lebensfluss” (Resim Akışı = Yaşam Akışı), Maria Lassnig’in bir yapıtından ödünç alınmış olup sanat ile yaşam arasındaki kopmaz bağı işaret ediyor.
180’den fazla eserin yer aldığı sergide başyapıtların yanı sıra nadiren sergilenen tablolar, etkileyici kâğıt üzeri çalışmalar, Lassnig’in filmleri, fotoğraflar ve bir heykel de izleyiciyle buluşuyor.
Bu kapsamlı proje, Hamburger Kunsthalle ile Kunsthaus Zürich iş birliğiyle hayata geçirildi.
Küratörler
Dr. Brigitte Kölle – Küratör ve Çağdaş Sanat Bölüm Başkanı, Hamburger Kunsthalle
Prof. Dr. Hans Dieter Huber – Konuk Küratör
Dr. Sandra Gianfreda – Küratör, Kunsthaus Zürich
/blog/152/2f3f99528f0de0c7.jpg)
Edvard Munch, Vampire in the Forest
/blog/152/88e29d82eff102a0.jpg)
Maria Lassnig, Vom Tode gezeichnet, 2011