Osman Hamdi Bey’in “Cami Kapısında” eseri rekor bir satışa ulaştı
Osmanlı resim sanatının en önemli isimlerinden Osman Hamdi Bey’in nadir görülen eserlerinden “Cami Kapısında (At the Mosque Door)”, Londra’da Bonhams tarafından düzenlenen “19. Yüzyıl Resimleri ve İngiliz Empresyonist Sanatı” müzayedesinde koleksiyonerlere sunuldu.
19. yüzyıl resimlerine odaklanan ve 1895’ten bu yana ilk kez satışa çıkan eser, 3.678.400 £ (yaklaşık 4,92 milyon $ / 218 milyon ₺) seviyesine ulaşarak önemli bir sonuç elde etti.
Eser için müzayede öncesinde 2–3 milyon £ aralığında bir değer beklentisi öngörülüyordu; satış fiyatı tahminlerin üzerine çıkarak dikkat çeken satışlar arasına girdi.
/blog/154/0a90bbbbf8f83eba.jpg)
Osman Hamdi Bey, Cami Kapisinda (At the Mosque Door),
208 x 109 cm, 1891
Açıklamalarda görüşlerine yer verilen Bonhams'ın 19. yüzyıl resimleri direktörü Charles O'Brien, eserin Osman Hamdi Bey'in en dikkat çekici çalışmalarından biri olduğunu belirterek, tablonun hem ölçeği hem de ayrıntılarıyla sanatçının üslubunu güçlü biçimde yansıttığını ifade etti.
Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri ise kökeni (provenance) oldu. 1895 yılında doğrudan sanatçıdan satın alınan tablo, aradan geçen uzun bir aranın ardından ilk kez müzayede piyasasına çıktı. Bu kesintisiz geçmişi, eserin değerini daha da pekiştiren unsurlar arasında yer aldı.
1891 yılında Berlin Uluslararası Sanat Sergisi’nde izleyiciyle buluşan eser, daha sonra Chicago Fuarı için Amerika’ya gönderildi. Aynı yıl içerisinde Pennsylvania Üniversitesi tarafından satın alınan tablo, üniversitenin Nippur’daki arkeolojik kazı çalışmalarına destek sağlamak amacıyla gerçekleştirilen önemli bir kültürel girişimin parçası oldu. Bu süreç, Osman Hamdi Bey ile kurum arasındaki ilişkilerin güçlenmesini sağlarken, sanatçının daha sonra müzeye çivi yazılı tabletlerden oluşan değerli bir koleksiyon bağışlamasına da zemin hazırladı.
Osman Hamdi Bey, Paris’te Gustave Boulanger atölyesinde eğitim almış ve Jean-Léon Gérôme’un etkisi altında şekillenen sanat anlayışıyla, Osmanlı ve Avrupa sanat dünyaları arasında köprü kuran öncü isimlerden biri olarak öne çıkmıştır. Sanatçılığına paralel olarak arkeolog, müzeci ve devlet adamı kimlikleriyle de tanınan Hamdi Bey, İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin kurucusu ve modern müzeciliğin Türkiye’deki öncülerindendir.
Toplam 72 eserin yer aldığı müzayede, 6.326.238 £ toplam satış hacmine ulaştı. Satışın diğer öne çıkan eserleri arasında William Adolphe Bouguereau’nun “Fardeau agréable” adlı çalışması 508.400 £, Pascal Dagnan-Bouveret’nin “La Vaccination” adlı eseri 368.700 £, William Dyce’ın “The Good Shepherd” adlı eseri 267.100 £ ve Ivan Aivazovsky’nin bir deniz manzarası ise 254.400 £ bedelle alıcı buldu.
Suyun Kıyısında
Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı
05.03.2025 - 23.08.2026
“Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisi, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte resim sanatının dönüşümünde belirleyici bir rol üstlenen, asker kökenli ressam Halil Paşa’nın hayatını ve üretimini kapsamlı bir perspektifle ele alıyor. Sanatçının akademik disiplini ile izlenimci yaklaşımını bir araya getiriyor.
Sergi kurgusu,Türkiye’de açık hava resmi geleneğinin gelişimindeki öncüsü olan Halil Paşa’nın 1880’lerde Paris’te École des Beaux-Arts’ta aldığı eğitimi, ulusal ve uluslararası başarılarını, İstanbul Beylerbeyi’ndeki yaşamını ve Mısır’da geçirdiği verimli üretim dönemini kronolojik bir anlatı içinde izleyiciyle buluşturuyor. Sanatçının farklı coğrafyalarda şekillenen üslubu; portre, natürmort ve peyzaj türleri üzerinden çok katmanlı bir biçimde inceleniyor.
/blog/154/cd8c996a51bce1c3.jpg)
Pembeli Kadın Portresi, 1904, Tuval üzerine yağlıboya, 125.5 x 80.5 cm
©Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi Koleksiyonu, SSM 200-0260
İstanbul Boğazı’nın ışığı, Paris Salonları’nın atmosferi ve Kahire’nin sıcak renkleri arasında kurulan bu görsel anlatı; kurumsal ve özel koleksiyonlardan ödünç alınan eserlerin yanı sıra arşiv belgeleri, dönem basınına yansıyan haberler, sanatçının mektupları, fotoğrafları ve kişisel eşyalarıyla zenginleşiyor. Bu yönüyle sergi, yalnızca estetik bir deneyim sunmakla kalmıyor; aynı zamanda belgesel nitelikte bir içerik de barındırıyor.
Halil Paşa’nın üretimi üzerinden Doğu ile Batı arasında kurduğu estetik dengeyi, Osmanlı modernleşmesi içindeki konumunu ve erken Cumhuriyet dönemine uzanan katkılarını görünür kılan sergi, sanatçının entelektüel kimliğini de günümüz izleyicisiyle yeniden ilişkilendiriyor.
Dr. Özlem İnay Erten küratörlüğünde hazırlanan sergi, Erten’in bu proje kapsamında kaleme aldığı kapsamlı yayınla birlikte, Halil Paşa’nın yaşamı ve sanatı üzerine derinlemesine bir inceleme imkânı sunarken, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan sanat tarihsel sürece de güçlü bir tanıklık oluşturuyor.
Art Basel Hong Kong: Güncel Sanatın Güçlü Temsilleri
Art Basel Hong Kong, 2026 edisyonuna güçlü bir açılışla başladı. Fuar, toplamda 91.500 ziyaretçiyi ağırlayarak hem etkinliğin hem de Hong Kong’un geniş kültürel sahnesinin ulaştığı etkileşim ölçeğini göstermiş oldu. Fuarın ilk günlerinde, farklı fiyat segmentlerine yayılan satışlar; hem bölgesel hem de uluslararası koleksiyoner talebinin yüksek olduğunu ortaya koydu. Özellikle Asya-Pasifik sanatçıları satışların merkezinde yer alırken, dijital sanat odaklı Zero 10 bölümünün ilk sunumu da yoğun ilgi gördü.
/blog/154/c8a3a94c04375bff.jpg)
Üst segmentte dikkat çeken satışlar gerçekleşti. Liu Ye’nin Snow White (2006) adlı eseri 3,8 milyon $’a, Marlene Dumas’nın 2002 tarihli portresi ise 3,5 milyon $’a satıldı. Louise Bourgeois ve George Condo gibi sanatçıların eserleri de milyon $’lık sonuçlara ulaştı. Ayrıca Pablo Picasso’nun geç dönem bir çalışması 4 milyon $’ın üzerinde bir fiyatla alıcı buldu.
/blog/154/c70a013501528c64.jpg)
Dikkat çeken eserler arasında, Tracey Emin’in duygusal yoğunluğu yüksek metin-temelli resimleri ve Alex Katz’ın sadeleşmiş form diliyle öne çıkan kompozisyonları yer aldı.
Shahzia Sikander’in M+ müzesinin cephesine yansıtılan büyük ölçekli dijital yerleştirmesi, kamusal alandaki en dikkat çekici işlerden biri olurken, Tiffany Chung’un göç ve tarihsel hafıza üzerine kurulu işlemeli haritaları fuarın kavramsal yoğunluğu yüksek üretimleri arasında öne çıktı.
Malzeme ve üretim yaklaşımı açısından ise Miler Lagos’un oyulmuş kitap heykelleri ile Masaomi Yasunaga’nın deneysel seramikleri, fuarın fiziksel ve dokunsal yönünü güçlendiren işler arasında yer aldı.
Zero 10
Dijital sanat tarafında öne çıkan Zero 10 bölümünde öne çıkan sunumlardan biri de SILK Art House’un, Jack Butcher ile birlikte gerçekleştirdiği “Work & Luck” projesiydi. Fiziksel ve dijital üretim biçimlerini tek bir sistem içinde bir araya getiren bu çalışma, emeğin ve rastlantının sanat piyasasındaki karşılığını sorgulayan kavramsal bir yapı kuruyor. Gümüş heykel formunda üretilen “Work” serisi, insan emeğinin dokunuştan dijital arayüze evrimini temsil ederken; “Luck” ise zar temelli bir katılım mekanizmasıyla koleksiyonerleri sürecin aktif bir parçası haline getiriyor. Fiziksel nesneler, NFT’ler ve oyunlaştırılmış edinim modeli arasında kurulan bu çok katmanlı yapı, yeni medya sanatının yalnızca estetik değil, aynı zamanda ekonomik ve sistemsel boyutlarını da görünür kılıyor.
/blog/154/02499c6268c97b78.jpg)
'Work' cast in silver, 2024
Courtesy of Asprey Studio
/blog/154/e98481adde1e1add.jpg)
'Luck' cast in silver, 2026
Courtesy of Asprey Studio
Katılan Türk Galeriler
Art Basel Hong Kong 2026 edisyonunda Türkiye’den katılım gösteren galeriler arasında Dirimart, Pi Artworks, PİLEVNELİ yer aldı. İstanbul merkezli bu galeriler, temsil ettikleri sanatçıların güncel üretimlerinden oluşan seçkileriyle fuarın uluslararası yapısı içinde dikkat çekici bir görünürlük elde etti.
Dirimart, fuara Çağla Ulusoy’un solo standıyla katılarak sanatçının geçmişin izlerini çağdaş bir görsel dille buluşturan ve izleyiciyi çevreleyen mekânsal deneyimler yaratan üretimlerine odaklandı.
Pi Artworks ise Osman Dinç, Gülay Semercioğlu ve Albano Hernández arasında bir diyalog kuran sunumuyla öne çıktı. Metal, iplik ve pigment gibi farklı malzemeler üzerinden şekillenen bu seçki; form, ritim ve malzeme gerilimi üzerine yoğunlaşan bir yaklaşım ortaya koydu.
PİLEVNELİ, 3C27 numaralı standında farklı disiplinlerde üretilmiş eserleri bir araya getiren küratöryel bir seçki sundu.
Genel olarak fuar, yalnızca satış performansıyla değil; farklı medyumlar ve kavramsal yaklaşımlar arasında kurduğu dengeyle, güncel sanat üretiminin çok katmanlı yapısını görünür kılan güçlü bir edisyona işaret ediyor.
Genel olarak fuar, yalnızca satış performansıyla değil; farklı medyumlar ve kavramsal yaklaşımlar arasında kurduğu dengeyle, güncel sanat üretiminin çok katmanlı yapısını görünür kılan güçlü bir edisyona işaret ediyor.
EVİN, 30. yılını Özel Bir Sergiyle Kutluyor
“Uzun Soluklu Bir Yolculuk: EVİN’in 30 Yılı” başlıklı sergi, galerinin bugüne dek birlikte çalıştığı sanatçılardan oluşan kapsamlı bir seçkiyi bir araya getiriyor.
Küratörlüğünü Gizem Kâhya İyem’in üstlendiği sergi, EVİN’in otuz yıllık serüvenini yalnızca kronolojik bir süreç olarak değil; sanatçılar, eserler ve izleyiciler arasında kurulan ilişkiler üzerinden şekillenen çok katmanlı bir hafıza alanı olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, galerinin yıllar içinde oluşturduğu kültürel bağları görünür kılmayı amaçlıyor.
/blog/154/89d175fcbb70b50f.gif)
Sergide yalnızca yapıtlar değil; aynı zamanda galerinin geçmişine ışık tutan kişisel anekdotlar, arşiv belgeleri ve efemeralar da izleyiciyle buluşuyor. Bu yönüyle sergi, EVİN’in 30 yıllık yolculuğunu kolektif bir hatırlama ve paylaşma deneyimine dönüştürüyor.
Artweeks Istanbul “Project” Başlıyor!
Sanat takviminin dikkat çeken oluşumlarından Artweeks Istanbul, etkinliklerini yılın geneline yayma amacıyla “Project” başlıklı yeni bir seri başlatıyor. Bilgili Holding ana sponsorluğunda ve Bilgili Sanat’ın katkılarıyla hayata geçirilen serinin ilk ayağı, 1–15 Nisan tarihleri arasında Akaretler Sıraevler’de izleyiciyle buluşacak. Program, Türkiye’nin önde gelen galerilerinden Martch Art Project, Pi Artworks ve MERKUR’ü aynı çatı altında bir araya getiriyor.
/blog/154/a1fb050bb0fdc882.webp)
Akaretler Sıraevler’in A25 ve A27 numaralı yapılarında gerçekleşecek sergi, farklı galerilerin küratöryel yaklaşımlarını bir arada sunan bir seçki niteliği taşıyor. Martch Art Project, Serdar Acar, Burak Ata, Zeynep Beler ve Mustafa Boğa’nın eserlerine yer verirken; Pi Artworks, Kemal Seyhan ile Nancy Atakan’ın çalışmalarını izleyiciyle buluşturuyor. MERKUR ise Suat Akdemir, Fatma Tülin ve Kezban Arca Batıbeki’nin üretimlerinden oluşan bir seçkiyle sergide yer alıyor.
16. Baltık Trienali 2027: Küratörler ve Kavramsal Çerçeve Duyuruldu
Vilnius’taki Contemporary Art Centre (CAC), Baltık bölgesinin en önemli çağdaş sanat etkinliklerinden biri olan Baltık Trienali’nin 16. edisyonu için küratörleri açıkladı. Ukraynalı sanatçı Nikita Kadan ile Varşova Modern Sanat Müzesi baş küratörü, sanat tarihçisi ve yazar Natalia Sielewicz, 2027’de gerçekleşecek trienalin küratörlüğünü üstlenecek.
1979 yılına uzanan geçmişiyle dikkat çeken Baltık Trienali, başlangıçta genç Baltık sanatçılarına odaklanırken, zamanla uluslararası ölçekte önemli bir çağdaş sanat platformuna dönüştü. 1995’ten itibaren CAC tarafından yürütülen etkinlik, her edisyonda farklı küratörlerle küresel sanatçıları bir araya getiriyor.
/blog/154/95ea8d6fc46212af.jpg)
Photo: Nikita Kadan, Natalia Sielewicz
Photographer: Karol Grygoruk
Yeni edisyonun küratörleri, projeyi “yas ve yeniden doğuş” ekseninde ele alıyor. Kadan ve Sielewicz, bu temayı yalnızca bireysel bir deneyim değil, aynı zamanda dilin, hafızanın ve dünyanın dönüşümüyle ilişkili bir kırılma noktası olarak yorumluyor. Küratörlere göre sergi, umutsuzluk ve yas kavramlarını bir “dinleme alanı” olarak ele alarak, kayıp ile umut arasındaki hassas dengeyi görünür kılmayı amaçlıyor.
Seçim süreci, uluslararası bir jüri tarafından davet usulüyle gerçekleştirildi. CAC Direktörü Valentinas Klimašauskas, küratörlerin deneysel yaklaşım, eleştirel düşünce ve bölgeye duyarlılıkları nedeniyle tercih edildiğini belirtti.
Geleneksel olarak trienalden bir yıl önce düzenlenen ön program (prolog), 2026 ortasında gerçekleşecek. Bu etkinlik, ana serginin kavramsal ve görsel çerçevesine dair ilk ipuçlarını sunacak.
Kadan, çalışmalarında Ukrayna’daki savaş, kolektif hafıza ve tarihsel travmalar üzerine yoğunlaşırken, Sielewicz ise küratöryel pratiğinde feminizm, duygulanımsal politika ve çağdaş öznenin teknolojik koşullarını ele alıyor.
Ara Güler
“Mastering the Image”
/blog/154/8efb85043dfaa9f8.jpg)
Türk fotoğrafının en önemli isimlerinden Ara Güler, “İstanbul’un Gözü” olarak anılan bakışını bu kez Fransa’ya taşıyor. Sanatçının “Mastering the Image” başlıklı sergisi, zamansız fotoğraflarıyla uluslararası izleyiciyi yeniden büyülüyor.
Maison des Arts du Léman’ın 60. yıl etkinlikleri kapsamında hazırlanan sergi, 20 Mart’ta Galerie de l’Etrave’de, Théâtre Maurice Novarina bünyesinde kapılarını açtı. Fransa’nın Thonon-les-Bains kentinde gerçekleşen sergi, Türkiye’den ve özellikle İstanbul’dan seçilen kareleri bir araya getiriyor.
Toplam 55 siyah-beyaz fotoğraftan oluşan seçki, Güler’in fotoğraf sanatındaki ustalığını gözler önüne sererken, adeta bir ustalık dersi niteliği taşıyor. Serginin açılışı; Maison des Arts du Léman Direktörü Pierre Berger, Sanat Direktörü Thierry Macia, Doğuş Grubu sanat danışmanı Çağla Saraç ve Türkiye’nin Lyon Başkonsolosu Elif Çelebican ev sahipliğinde gerçekleşti.
Sergi, Ara Güler’in insan odaklı yaklaşımını merkeze alarak, kompozisyonun tüm unsurlarını nasıl doğal bir bütünlük içinde bir araya getirdiğini ortaya koyuyor. Fotoğraflara eşlik eden 1955 tarihli “Babil’den Sonra Yaşayacağız” adlı kısa öykü ise sanatçının edebi yönünü ve çok katmanlı üretim anlayışını görünür kılıyor. Metin, yıkım sonrası umut ve direnç temalarıyla Güler’in düşünsel dünyasına da ışık tutuyor.
Kariyeri boyunca gerçekleştirdiği önemli foto röportajlardan ikonik karelerin yanı sıra, Ara Güler Archive and Research Center tarafından gün yüzüne çıkarılan daha önce sergilenmemiş çalışmalar da bu seçkide yer alıyor.
Ara Güler’in eserleri, Thonon-les-Bains’te ilk kez izleyiciyle buluşurken, sergi 30 Mayıs’a kadar Galerie de l’Etrave’de ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.