Günümüzde yaygın bir kanı olarak sanatçının özgür bir yaratıcı olduğu, hercümerç içindeki evreni kendine malzeme kılıp bu düzensizlikten özgün duygulanımlar yarattığı düşünülüyor. İşin aslı ben de bu fikri benimserim lâkin özgür ve özgün sanatçı fikri insana dair her konu gibi tarihsel olarak inşa edilmiştir ve bu inşaat pek de eski değildir. Özgür ve özgün sanatçı tipi, 18. yüzyıl romantizminin bir kurgusudur fakat bireyin dört başı mamurluğuna hayran romantikler kendi fikirlerinin, kendi sanatçı tipolojilerinin kökenini Rönesans sanatçısına yansıtmakta bir beis görmezler. Elbette Rönesans'ta günümüz bakışıyla Michelangelo ya da Raphael gibi sayılı özgür ve özgün sanatçı bulmak mümkündür, bu inkar edilemez ama tarihe bakıldığında bunun genel bir durumdan ziyade istisna olduğunu söylemek gerekir.
Sanat ve yaratıcılık konusunu inceleyebilmek için, Rönesansın doğuşu olarak ele alınabileceği gibi Ortaçağ'ın günbatımı olarak da görülebilecek meşhur 15. yüzyılın teolojisine ve kozmogonisine kısaca bakmak gerekir. Sıkça dillendirilen bir klişe olarak denilir ki İslam dini sanatta gerçekçi figürü yasaklamıştır zira yaratmak Allah'a mahsustur ve de gerçekçi figürler yaratmaya gayret eden sanatçı şirk koşmanın eşiğindedir. İslam sanatına dair güncel araştırmalar bu iddianın her durumda geçerli olmadığını ortaya çıkarsa da benzer bir düşünce yapısının Ortaçağ ile Rönesansın iç içe geçtiği 15. ve hatta 16. yüzyılda Avrupa sanatı için de geçerli olduğunu söylemek ziyadesiyle mümkündür.
Doğu Klisesindeki ikonaklazm hareketi ya da Medici ailesinin Floransa'dan sürüldüğü dönemde kent yönetiminin başına geçen ateşli vaiz Savonarola önderliğinde tabloların yakılıp heykellerin kırılışı gibi istisani ama önemli vakalar bu tutumun zirve noktaları olarak görülebilir yine de sanatın en önemli destekçisi olan Roma klisesi figürü yasaklamaz, tanrının parmağıyla yazdığı kitap olan doğayı resmetmek ibadet etmenin en saf yollarından biridir. Rönesansla gelişen doğanın etüt edilmesi ve doğadaki güzelliğin yakalanmaya çalışılması en yüce güzel olan Tanrıya ulaşma çabasıdır. Yine de geçelim Orta Çağı, erken Rönesans'ta bile sanatçının yaratıcı olarak addedilmesi düşünülemez. Zira kendisi bir yaratıcı olan Tanrı evreni mümkün olabilecek en güzel şekilde yaratmıştır, Tanrının iyiliğinden ötürü mükemmel olması zorunlu olan evrenden ne bir şeyin eksitilmesi ne de evrene bir şey eklenmesi kabul edilemez. Sanatçının yaratıcılığına imkân tanımak Tanrının kudretini zan altında bırakacağı için küfür sayılır ve sapkınlığa giden yolun başlangıcıdır. Yeni formlar yaratarak özgünlük peşinde koşmak net bir biçimde yedi ölümcül günahın en önemlilerinden biri olan kibirdir. Sanatçı sadece Tanrının eseri olan doğanın formlar yaratırken gösterdiği mahareti taklit eder.
Rönesans'ta kendi de Ortaçağlı selefi gibi halen bir zanaatkar olan sanatçı için yaratıcılık, sadece sanatını icra ederken kullandığı, yegâne ereği olan doğayı kusursuzca taklit etmek gayretinde ona yardımcı olan tekniklerde kendini gösterebilir. Sanatçılar eserlerinde lonca kurallarını takip ederek eğitimlerini alıp atölyelerinde çalıştıkları ustalarının izinden giderek aynı konuları benzer formlarla tekrar etmeye çalışırlar. Halen dini ayinlere eşlik etmek, okuma yazması olmayan halka tanrının kitabını öğretmek gibi pratik işlevleri olan sanat fark yaratmaktansa yapılageleni sürdürmek niyetindedir. Yine de Rönesans sanatta bir kırılma yarattıysa bu her şeyden önce teknik bir devrimdir. Alberti'nin Antik Yunan'da zaten bilinen ama geçen yüzyıllar içinde tercih edilmeyen perspektif tekniğini doğayı kusursuzca taklit etmeyi erek haline getiren sanatın merkezine koymasının ve sanatçılar arasında bu tekniğin gittikçe yaygınlaşmasının Rönesans'ın ayırt edici özelliklerinden olduğu bilinir. Öte yandan Van Eyck kardeşlerin yağlı boya tekniklerini geliştirmeleri ve bu tekniğin fresklerdense taşınabilir resimlere imkân tanıması ya da baskı resim teknolojisinin gelişmesiyle ucuz kopyaların pazarının oluşması gibi etkenler ilkel bir sanat piyasasının koşullarını hazırlar ve sanatta yenilik fikri ancak piyasanın bir talebi olarak uzun yüzyıllar içinde ortaya çıkar.
Rönesans'taki sanatçı tipi ve yaratıcılık üzerine düşünülürken göz önünde bulundurulması gereken bir husus da sanat eğitimi verip sanatçıyı bir entelektüel olarak yetiştirecek olan akademilerin tarih sahnesinde ancak 16. yüzyıldan itibaren boy göstermiş olmasıdır. Erken Rönesans'ta henüz kurulmamış olan ve sonrasında da nadi rolan akademiler, sanat eğitimini yavaş yavaş kurumsallaştırır ve günümüzdeki sanatçı tipinin inşasını mümkün kılar ama özellikle erken Rönesans sanatçılarının çoğunluğu bir entelektüel olmaktansa atölyelerde yetişmiş zanaatkârlardır. Çoğu zaman eserlerinin ebatları, konuları ve hatta kullanacakları renkler siparişle birlikte gelir. Hatta eserlere düşünsel boyutu katan, siparişi veren kişi ile sanatçı arasında bir pozisyon üstlenen ayrı bir entelektüel grubunun olduğu bile söylenebilir. Rönesans dönemi sanat eserlerindeki sembolizmi çözmek, ikonografiyi deşifre etmek gerektiğinde bu gizin ardında sanatçıdan ziyade bir üçüncü şahıs olarak, sanat hamisine yardımcı olan bir hümanistin olabileceği akılda tutulmalıdır.
Rönesans'ta nüvesi bulunan fakat bütün sanat üretimine hâkim olması için 17. yüzyılda Hollanda'nın sanat ve ticaretteki altın çağını beklemek zorunda olacak olan yaratılardaki özgünlük fikri orta sınıfın sanat hamiliği rolünü kilise ile aristokrasiden devralıp sanatı sekülerleştirmesi, böylece oluşan sanat piyasasının sanat üretimini beslemesi ve pazarda talep görebilmek için sanatçıların birbirlerinden farklılaşmaya itilmesi sonucunda ortaya çıkar. Sanatta üslup, pazarın getirdiği bir taleptir.
Gelecek yazıda geçmiş haftalarda bahsededurduğum, sanattın ve sanatçının toplumsal değişiminin önemli bir aktörü olarak ele aldığım piyasanın ve bilhassa sanat piyasasının doğuşuna değineceğiz.
Yazar Hakkında
Murat Alat: 1983 İstanbul doğumlu yazar. Orta öğrenimini Galatasaray Lisesi'nde gördü. İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde Halka İlişkiler Bölümünden lisans, Sinema Televizyon Bölümünden yan lisans ile mezun oldu. Yüksek Lisansını aynı üniversitenin Kültürel incelemeler Bölümü'nde tamamladı.